« Sonraki |

Image Hosted by ImageShack.us

13/4/2008

SINAV STRESİ BOY DÜŞMANI

SINAV STRESİ BOY DÜŞMANI
Türkiye'de gençler; ergenliğin başlangıcında OGS, ergenliğin sonunda ise ÖSS sınavı ile karşılaşıyor ve sınav stresi boylarının uzamasını böyle etkiliyor.

İnsanlar büyük stresler yaşadığında, hormon salgılanmasında bozulma olabiliyor.

Ergenlikteki boy artışı ile kişinin psikolojik durumu arasında çok açık bir ilişki bulunuyor. Ağır psikolojik sorunlar, hormonların salgılanmasını olumsuz yönde etkiliyor. Anne veya babadan herhangi birinin kaybı, evden ayrılma, ağır sınav stresi gibi durumlarda; özellikle ergenliği başlatıcı hormonlarda ve büyüme hormonlarında salgılanma yetersizliği ortaya çıkıyor.

Bu durum da boy kısalığına ve ergenliğe geç girilmesine neden oluyor. Aileleri tarafından terk edilen yuva çocukları üzerinde yapılan çok önemli bir araştırmaya göre; boyları kısa olan çocukların başlıca sorunu, vücutlarının büyüme hormonu salgılamasının bozuk oluşudur. Bu yüzden bu çocuklar yaşıtları gibi sağlıklı bir büyüme sürecine girmeyi başaramazlar.

Araştırmaya göre, terk edilmiş çocuklar bir aile tarafından evlat edinildiklerinde, boylarında ciddi bir artış gözleniyor. Boyları kısa zamanda akranlarıyla eşit hale gelebiliyor. Araştırma; sevginin ve sıcak bir ortamda büyümenin, çocuğun gelişimini ve boyunun uzamasını olumlu etkilediğini gösteriyor.

2/3/2008

Tırnak Yeme Alışkanlığı

Tırnak yemenin duygusal bir sorun olduğunu belirten uzmanlar, özellikle aileleri tarafından azarlanan çocukların tırnaklarını daha fazla yediklerini kaydettiler.

Tırnak yeme alışkanlığı sıklıkla çocuklarda görülmesine rağmen yetişkinlerde de görülen bir davranış. Tırnak yeme alışkanlığının çocuklarda 3-4 yaşlarında başladığını vurgulayan uzmanlar, “Bu aynı zamanda öğrenilmiş bir davranıştır. Ailesinde tırnak yeme davranışı olan bir çocuk bunu kopyalayabilir” dediler. Uzmanlar, tırnak yemenin diğer nedenlerini ise şöyle sıraladılar: “Ev ortamındaki aşırı baskıcı tutumlar ve kuralcı yapı sonuçta güvensizlik göstergesidir. Çocuğun azarlanması, toplum içinde aşağılanması, ona yaşına uygun sorumluluk verilmemesi (mesela odasını toplaması, kahvaltıyı hazırlaması, gibi basit ev işleri), kardeşler arasında taraf tutma, ana baba ilgisizliği, yaşamış olduğu korkular gibi nedenler çocukta tırnak yeme davranışını tetikler”.
Çocukta gerginlik ve huzursuzluk oluşturan nedenlerin titizlikle araştırılmasını öneren uzmanlar, sonuçta tırnak yemenin duygusal bir sorun olduğunun altını çizdiler. Azarlamak, korkutmak, başkalarını örnek göstermek veya çocuğu tehdit etmenin sorunu çözmeyeceği gibi daha da ağırlaştıracağını anlatan uzmanlar şu temel görüşü dile getiriyor:

“Onları, korku ve kaygı oluşturabilecek film, video, atari gibi faaliyetlerden uzak tutmak gerekir. Ebeveynler cocuklarının önünde asla kavga etmemelidirler. Ederlerse bile bu bir alışkanlık haline gelmemeli anlaşmazlık nedenleri çocuga uygun bir dille açıklanmalıdır. Sorun uzun sürerse bir uzmanla yüzyüze görüşülmeli. Çocuklar yeni ortamlara ve yeni kişilere uyum göstermekte zorluk çekmezler. Ve çocuklarda bazı davranış biçimlerinin soruna dönüşmesine neden olan yetişkinlerdir”.

8/10/2007

Çocuklarınızı D vitamininsiz bırakmayın

ANKARA (İHA) - Sağlık Bakanlığı, D vitamini yetersizliğinin yol açtığı "Raşitizm" hastalığı konusunda aileleri uyardı. Bakanlık, anne-babalara, 0-12 ay grubundaki bebeklerini, ana çocuk sağlığı merkezleriyle sağlık ocaklarına götürerek, günde 3 damla (400 ünite) ücretsiz D vitamini almalarını önerdi.

Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, D vitamini yetersizliğinin yol açtığı "Raşitizm" hastalığının, bebek ve çocukları olumsuz etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olarak varlığını sürdürdüğüne dikkat çekildi. Açıklamada, Sağlık Bakanlığı'nca başlatılan "Bebeklerde D Vitamini Yetersizliğinin Önlenmesi ve Kemik Sağlığının Geliştirilmesi Programı" kapsamında, Türkiye'de doğan tüm bebeklere bir yıl boyunca, günde 3 damla ücretsiz D vitamini desteği sağlandığı vurgulandı.

D vitamini yetersizliğinin bebeklerde bir çok sağlık sorununa yol açtığı ifade edilen açıklamada, ailelere çağrıda bulunularak, "0-12 ay grubundaki bebeklerinizi, ana çocuk sağlığı merkezlerimizle sağlık ocaklarımıza getirerek, günde 3 damla (400 ünite) ücretsiz D vitamini desteği almalarını sağlayınız" denildi.

Açıklamada, D vitamininin, bağırsaklarda kalsiyum ve fosfor emilimini artırarak, vücuttaki kalsiyum-fosfor dengesinin sağlanmasında önemli rol oynadığı vurgulanarak, "D vitamini, kalsiyum ve fosfor kemik dokusunun çimentosu olarak görev yapar.

D vitamini yetersizliğinde özellikle hızlı kemik uzamasının olduğu ilk iki yaşta, kemik mineralizasyonu bozulur ve vücudun kalsiyum ihtiyacı bağırsaklardan emilim yerine kemik dokusundaki kalsiyum deposundan sağlanır. Bu durumda kemik uçlarında genişleme, yük binen kemiklerde eğrilme, kalsiyum düşüklüğüne bağlı havale, diş çıkarma ve yürümede gecikme, kas güçsüzlüğü gibi bulgularla karakterize raşitizm hastalığı meydana gelir. Bir başka deyişle raşitizm, D vitamini yetersizliğinin büyüyen kemik dokusunda oluşturduğu klinik tablodur" ifadelerine yer verildi.

Hamilelerde D vitamini yetersizliğinin, anne karnındaki bebeklerin beyin ve kemik gelişimini olumsuz etkilediği, doğumsal katarakt hastalığı ve enfeksiyon risklerini de beraberinde getirdiği bildirilen açıklamada, anne ve anne adaylarına yönelik şu uyarılar yer alıyor:

"Bütün hamile kadınların günde 10-15 dakika süreyle ve öğle saatleri dışında güneşe çıkmaları ve gebelikleri süresince süt ve süt ürünleri tüketiminin üst düzeyde olması gerekiyor. D vitamini yetersizliğinin yol açtığı Raşitizm hastalığı, bebek ve çocuklarda havale geçirme, diş çıkarma ve yürümede gecikme, kafatası kemiklerinin şekil bozukluğu ve sık enfeksiyonlara yakalanma gibi sağlık sorunlarına yol açıyor. Bu nedenle D vitamini yetersizliğinin yol açtığı sağlık sorunlarıyla mücadelede ailelere önemli görevler düşüyor.

Bebeklerin, günde 10-15 dakika süreyle ve öğle saatleri dışında güneşe çıkmaları oldukça yararlıdır. Bebek ve çocukların güneşlendirilmesi sırasında başında şapka olması ve kol-bacaklarının çıplak olması gereklidir. Bebekler için ek gıdalara geçişte, kalsiyum yönünden zengin yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri tüketilmelidir."

19/5/2007

GEBELİKTE İÇİLEN SİGARANIN ZARARLARI

GEBELİKTE İÇİLEN SİGARANIN ZARARLARI
Doç. Dr. Songül Yalçın, çocukların, anne ve babalarının içtikleri sigaranın dumanına maruz kalmasının, birçok hastalığın ölüm oranını arttırdığını vurgulayarak, "Bu etki, çocuk daha anne karnında iken başlamaktadır. Gebe kadının sigara içmesi düşük oranını, doğumsal anomali riskini, geç fetal (anne karnındaki bebekte) ve yeni doğan ölüm hızını arttırır" dedi.


Nikotinin, damarlarda daralma yaparak plasenta kan akımını azalttığını, karbon monoksitin de fetal (anne karnındaki bebekte) hemoglobini bağladığını ve sonuç olarak bebeğin düşük doğum ağırlıklı doğduğunu anlatan Doç. Dr. Yalçın, "Bununla birlikte, anneleri doğum öncesi dönemde sigara içen çocukların akıl ve kas yapısı gelişimlerinin de geri olduğu bildirilmiştir" diye konuştu.

SÜT ÇOCUKLARI DAHA FAZLA ETKİLENİYOR
Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Songül Yalçın, anneleri sigara içen çocuklarda akut solunum yolu hastalıkları sıklığının arttığını da kaydederek, "Bu etki süt çocukluğu döneminde en fazladır. Anneleri sigara içen çocukların, hayatın ilk bir yılı içinde (özellikle 6-9 aylık dönemde) daha fazla sıklıkla bronşit ve pnömoni oldukları tespit edilmiştir. Bu çocukların hastaneye yatış hızının dört kat arttığı ve bunun günlük içilen sigara sayısı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Anneleri sigara içen çocukların akciğerlerinin, yaşıtlarına göre az geliştiği bildirilmiştir. Bu etki, erişkin hayatta obstrüktif (solunum yollarının daralmasına bağlı) solunum yolu hastalıkları için risk getirebilir. Anneleri sigara içen okul öncesi çocuklarda (hayatın ilk beş yılı içinde), sigara içmeyenlere göre pnömoni ve bronşit üç kat, akut nazofarenjit ve sinüzit 1,5 kat artmaktadır" dedi.

ŞİDDETLİ ASTIM ATAĞI
Annelerin sigara içmesinin, 5-9 yaş arası çocuklarda bile solunum fonksiyonlarında bozulmaya yol açtığını ve birinci saniyedeki zorlu soluk alıp verme miktarında azalma olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Songül Yalçın, "Ana-babaları sigara içen astımlı çocuklar daha sık ve daha şiddetli atak geçirebilir. Ana-babalar sigara sayısını azalttıklarında astım bulguları da azalmaktadır" diye konuştu.


Doç. Dr. Yalçın, pasif içici olan okul öncesi çocuklarda, hastaneye yatış gerektirecek ciddi hastalık sıklığının dört kez daha fazla olduğunu belirterek, pasif sigara içiciliğinin, doğum ağırlığı ve doğum haftasından bağımsız olarak, ani bebek ölümü sendromunda rolü olduğunu öne sürdü.


Pasif sigara içiciliğinin hem çocukta hem de erişkinde genel kanser riskini arttırdığını söyleyen Doç. Dr. Songül Yalçın, "Hayatının ilk on yılında pasif içici olan erişkinlerde lösemi ve lenfoma riski önemli oranda artmaktadır. Pasif içicilik, ergenlik dönemindeki insanlarda da kanser oluşumu ile ilişkili olabilir" dedi.


Doç. Dr. Yalçın, çocuklar herhangi bir sebeple muayeneye geldiğinde, ana-baba ve bakıcıdan sigara hikayesi alınması gerektiğini belirterek, "Pasif içiciliğin çocuklara yaptığı zararlar ana-babalara anlatılmalıdır. Doktorlar sigara içmemelidir. Bekleme odaları, sinemalar, kreşler, öğretmen odaları ve diğer kapalı ortamlarda sigara içilmesi yasaklanmalı ve yasağa uyulduğu kontrol edilmelidir. Televizyon ve gazete gibi iletişim araçlarında reklamların yasaklanması yanında, sigara özentisi doğurabilecek haberlere dikkat edilmelidir. Kitle iletişim araçları ile yalnızca sigara içmenin değil, pasif sigara içiciliğinin de çocuklara yapacağı zararlar halka anlatılmalıdır. Okullarda sağlık ile ilgili derslerde sigaranın etkileri tartışılmalıdır" diye konuştu.

19/5/2007

Çocuğunuzun yanında sigara içmeyin

ANKARA (İHA) - Anne-babaları sigara içen çocukların, gelişim bozukluğu gösterdiği ve akut solunum yolu hastalıklarına daha sık yakalandığı, pasif sigara içiciliğinin hem çocukta hem de erişkinde genel kanser riskini arttırdığı bildirildi.


Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Songül Yalçın, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, sigara içiminin, yalnızca içene değil, yanında bulunanlara da zarar verdiğini belirterek, "En çok etkilenen de çocuklardır. Kişi kendisi sigara içmese de pasif içici olmaktadır" dedi.


Önemli bir çevre kirleticisi olan sigara dumanında nikotin, karbonmonoksit gibi 3 bin 800'den fazla kimyasal bileşik bulunduğunu ifade eden Doç. Dr. Yalçın, "Ayrıca tütündeki kadmiyum ve kurşun konsantrasyonları da nispeten yüksektir. Sigara dumanı, 3-4 saat, içilen odada kalmakta ve kapalı ortam kirliliğine yol açmaktadır" diye konuştu.

19/5/2007

Anne sütüne eş değer besin yok

Uzman Dr. Zafer Tunataş, bebeklerin 2 yaşına kadar emzirilmesini isteyerek, dünyada anne sütüne eş değer bir besin olmadığını söyledi.
Çanakkale'de "Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları" projesi çerçevesinde düzenlenen panelde konuşan Dr. Zafer Tunataş, "Anne sütü besleyici, kolay sindirilebilen, enfeksiyonlara karşı vücudu koruyan tabii bir besindir. Bebeği solunum yolları ve mide bağırsak enfeksiyonlarına karşı korur. Anne sütünün aile ekonomisine de katkısı söz konusu" dedi.


İnek ve keçi sütüne göre anne sütünün çok daha faydalı olduğunu anlatan Tunataş, anne sütünde A ve C vitaminlerinin ağırlıkta olduğunu, bu vitaminlerinse savunmasız olan bebeği enfeksiyonlara karşı koruduğunu belirtti. Anne sütünün rastgele bir sıvı olmadığını hatırlatan Tunataş, "Bugün hiçbir mamanın içinde canlı madde yoktur. Sadece anne sütünde canlı doku vardır. Günümüzde anne sütüne eş değer bir besin halen yapılamadı. Anne doğum yaptıktan sonra hemen bebeğini emzirmeli. 6 aya kadar hiçbir ek besin vermeden bebeğini emzirmesi gereken anne, 2 yaşına kadar da bebeğini emzirmeye devam etmeli" diye konuştu.


Sağlık İl Müdürü İlhan Güney da, Çanakkale'yi bebek dostu il haline getirmek için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini belirtirken, eczacılardan mama reklamlarıyla ilgili afişleri vitrinlerine asmaması istedi. Güney, bebekler için en önemli besinin anne sütü olduğunu ifade etti.


Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlaması Şube Müdürü Uzman Dr. Işıl Onat ise kadınların yüzde 99'unun ikiz bebeğe yetecek miktarda anne sütüne sahip olduğunu dile getirerek, şunları söyledi: "Anneler bazen sütünün yetersiz olduğunu sanıyor. Bu yanlıştır. Her annenin sütü bebeğine yetecek kadardır. Anneler bebeklerin doğumundan itibaren 2 yaşına kadar çocuklarını emzirmeliler".


Panelde, ayrıca Uzman Dr. Savaş Çetinay yetersiz süt ve ağlama, Uzman Dr. Turan Erginbaş da sağlık uygulamaları ve özgüven konularında birer konuşma yaptı.

4/5/2007

Başarıyı Arttırmada Anne Baba Tutumları

Eğitim çocugu tanimakla baslar. Onu tüm yönleri ile taniyiniz. Beklentilerinizi çocugun kapasitesi oraninda belirleyiniz. Çok düsük ya da asiri beklentiler içinde olmayiniz. Mesleki yasamin ve toplumdaki sayginligin önemini sürekli vurgulayiniz. Okulla olan iliskilerinizi güçlendiriniz. Özellikle karne sizin için sürpriz olmasin. Çocugunuzun akademik yeterliligini daha önceden taniyor olmalisiniz. Ne derecede performans gösterdigini bilmelisiniz. Bu yüzden basarisizligi karsisinda hayal kirikligina ugramayiniz. Karneye karsi asiri tepkide bulunmak, çocugu suçlamak ve yargilamak, onunla iletisimi kesmek, küçük düsürmek, basarisizligini sürekli yüzüne vurmak, çocugun kendisini degersiz, yetersiz hissetmesine yo açip bu duygu da onu depresyona itebilir. Özellikle karne sonucuna göre intihar eylemlerinin temelinde depresif düsünceler, yogun yetersizlik ve degersizlik duygulari ile süregelen asagilik kompleksleri yatmaktadir.

Anne baba ve çocuk iletisimi güçlenmelidir. Ailenin tesvik ve destegi güçlenmelidir. Çocuk bagimsiz olmaya tesvik edilmeli, bagimsiz çalisma aliskanligi kazandirilmalidir. Tutarsiz disiplin uygulamalarindan derhal vazgeçilmelidir. Çocugun okul çalismalarina ilgi gösterilmelidir. Basarisizlik utanç verici bir durum degildir. Basarisizligin altinda yatan nedenler düsünülmelidir. Çocuk oldugu gibi kabul edilmelidir. Anlayis, içtenlik ve empatik anlayis önemlidir. Çocukta güven duygusu gelistirilmelidir. Çocugun duygusal sorunlari, içsel çatismalari çözülmeli, gerekirse uzman yardimlari alinmalidir. Çocukta sorumluluk duygusu gelistirilmelidir. Basarida ölçü bireyin kendisidir. Birey kendisi ile yarismalidir. Basarisizlik yoktur. Ögrenilecek sey vardir. Kesinlikle baskalari ile karsilastirma yapilmamalidir. Çocugu oldugu gibi kabul edin. Anne baba olarak geçmis okul yasantimizda elde edemediklerinizi çocuktan beklemek, onu zorlama sadece kendinizi tatmin etmekten baska bir sey degildir. Suçlayici ve olumsuz ifadelerden kaçinilmalidir. Bunun yerine çocugun yakinmalari karsisinda onun duygularini paylasmak en etkili çözüm olmaktadir. Örnegin: “ Çok çalisman gerektigi anlasiliyor”, “ yapacak çok seyin olmasi çalisma istegini kirabilir” gibi ifadelerin kullanilmasi çocuga anlasildigi hissinin verilmesinde oldukça etkilidir.

Egitici yayinlar dergiler, kitaplar, oyuncaklar oldukça etkilidir. Çocugun ilgi alanlarinin kesfedilip hemen yönlendirilmesi yararlidir. Örnegin çocuk uzaya ya da gezegenlere ilgi duymussa buna iliskin dergiler, kitaplar alinabilir. Birlikte kütüphanelere gidip, çocuga arastirma zevki tattirilabilir. Çocuk mutlaka arastirmaya sevk edilmelidir. Çocuk ödevi ile ilgili bir soru sordugunda “ gerçekten bu konu ilginç, cevabini ben de bilmiyorum. Haydi birlikte arastiralim” diyebilmelisiniz. Çocugun kitap okuma aliskanliginin kazanilmasi ancak anne babanin ona model olmasiyla gerçeklesebilir. Ona model olunuz.

4/5/2007

erkek ve kız çocuk arasındaki psikososyal farklar...

11 yaşa kadar kız ve erkek çocuklarının psiko-sosyal özellikleri birbirilerine çok benzemektedir. Ancak bu yaştan sonra insan kendi cinsel psikolojisinin özelliklerine adaptasyon sancıları çekmeye başlar. Bu yaştan itibaren erkek ile kız çocuk arasında benzerlikler gittikçe azalır.

Bunanla beraber 6-7 yaşlarına kadar kız çocuğu ile erkek çocuğu arasında bazı özellikler de belirtilmelidir.

Kız çocuğunun sosyal gelişme yönünde erkek çocuğa nazaran belirli bir şekilde, bu çağda ileri olduğu gözlenebilir.

Kız çocuğu yaklaşık 2 ay önce yürümeye başlar. Daha zengin bir sözlüğü hızla elde edebilir.

Erkek çocuk öğrendiği kelimeyi iyice inceler, tam öğrendiğine kanaat getirirse bunu benimser. Öğrendiği bu kelimeyi yerli yerinde kullanmaya daha çok özen gösterir.

Oysa kız çocuğu başka kelimeler öğrenmekte acele eder. Bu nedenle 4-5 yaşlarında doğru kız çocuğunun dil repertuvarı daha gelişmiştir.

Kız çocuğunda sosyal uyum bakımından daha büyük bir yetenek, çevreye uyum bakımından daha büyük bir eğilim, çevreye göre kendini ayarlamak açısından daha iyi bir uysallık ve aynı zamanda kişilerle daha ilgisiz bir bağdaşma zihniyeti görülür.

Kız çocuklarında egosantrizm daha çabuk geriler. Erkek çocuklarında daha çok karşı koyma belirtileri gözlenir. Kız çocuğu daha çabuk çevresine uyar ve çevreye karşı koymaktan çok çevresine göre hareket eder. Sosyal çevreye girmesi daha çabuk ve daha az sarsıntılarla olur.

Kız çocuğunun çevresine kolayca uyması, onun oyunlarında ve tüm beden hareketlerinde görülür.

Erkek çocuğu genel olarak kız çocuğundan daha ağır hareketlidir. Ondan daha az narindir. Daha az çevik ve daha az beceriklidir. Tabi bunlar genel bazı özelliklerdir. Her çocuk bu özelliklere ufak nüanslar katabilir.


Üç yaşındaki çocuğun davranış ve hareketlerinde görülebilen bu fark altı yaşa doğru daha belirgin bir hal alır. Küçük kız çocuğunda ve daha sonra genç kızda reflekslerin süratli ve hareketlerin zarif olması şeklinde devam eder.

Söz gelimi iki yaşındaki bir erkek çocuğu kız çocuğundan açık bir şekilde yaramaz, daha gürültücüdür.

4-5 yaşındaki kız çocuğu becerikliliğinden ve zerafetinden faydalanır. Aynı yaşta bulunan erkek çocuğu ise kuvvetinden yararlanır.

Sert bir oyun erkek çocuğunun sinirlerini yatıştırır. Kız çocuğunun sinirlerini yumuşatması için oyun oynaması, şarkı söylemesi, resim yapması yeterli olduğu halde, erkek çocuğunun koşması, yorulması, bağırıp çağırması, yorucu oyunlar oynaması gereklidir.

Diğer taraftan kız çocuğu mizacını taşıyan erkek çocuğu, erkek çocuğu mizacını taşıyan kız çocukları da vardır. Bu gibi durumlar ergenlik çağından sonra sabit bir şekil alır. Bu özellikleri tanımamazlıktan gelmek çok defa boş bir çabadır.

Anne-Baba ve çocukla ilgili bireylerin 16yaşa doğru erkek çocuğuna erkek karakterini ve genç kıza da kadınca zevkler sağlayacak denge bunalımını iyi idare etmeleri gerekir.

Çocukların kadınlaşmış erkek ve erkekleşmiş kadın sınıfına hiçbir zaman girmemeleri gerekir.

Kimi aileler tarafından yapılan şakalar, alaylar çocukların kendilerini böyle görmeye başlamasına sebep olabilir. Kız çocuğu erkek çocuğunu kıskanmaya başlarsa, kız olarak ona gurur verici telkinlerde bulunulması gerekir. Kıza “erkek kardeşin gibi yapsana”, erkek çocuğa “kız kardeşin gibi uslu dur” vs gibi karşılaştırmalar tehlikelidir.

Esasen karşılaştırmanın hiçbir türü uygun değildir. Çünkü çocuklar örnek diye gösterilen çocuğu kıskanmaya başlarlar ve ondan kötü bir şekilde intikam almaya kalkarlar. Veya kötü, aciz, aşağılık olduklarını kabullenirler ki, bu da çok zararlı sonuçlar doğurur. İçe kapanıklık, yeteneği ölçüsünde başarı elde edememe bu konuda ilk akla gelendir.

Kız çocuklarında hayale dalma zevki daha fazladır. Dinleme zevki, süsleme zevki, birini taklit etme zevki de bunlara eklenebilir. Kız çocuğunda bu zevkler 5 yaşına doğru görülmeye başlar.

Buna mukabili buluş (icat) zenginliği, yaratıcılık erkek çocuğunda daha ileridedir. Edison, Mozart, Liszt vd. gibi erkek çocuklar çok küçük yaşlarda buluşlar yapmış, eserler yaratmışlardır.

Kız çocuklarının oyunları daha sakindir. Erkek çocuğu şiddetli beden hareketlerine dayanan oyunları sever. Bu durum kız çocuklarının yazı ve resmi daha çabuk öğrenmelerinin bir sebebidir.

Erkek çocuğu daha ağır düşünür. Kız çocuğu sezgilerinin etkisiyle daha hızlı düşünür. Yani görüşleri daha hızlı olabilmektedir. Bu nedenle daha çabuk da hata yapmaları mümkündür.

Ancak kadın ve erkek arasındaki farklar aile hayatında yararlar sağlar ve bütünlük kazandırır.

4/5/2007

Yüreği Bahar Kokan Her Anneye

Yüreği Bahar Kokan Her Anneye
Ben doğalı çok oldu anne…
Bunu en iyi bilen sensin….
Bu mektubu da senin hatırına bu özel günde tüm meleklere yazıyorum……

Beni adam olsun diye doğurduğunu ve binbir türlü çileyi benim yüzümden laf olsun diye çekmediğini anlayabiliyorum. Hayat o kadar kısa geliyor ki artık bana seni çocukluğumda hatırlar gibi görüyorum yanına gelipte boyumu senle ölçtüğümü pazara giderken arkandan yürüdüğümü beni ilk okula yazdırırken o gülüşünü ve babam öldüğünde o ağlamanı asla unutamam…

Seni kırdığımda bile o şefkat dolu yüreğin bana kızmadı, karşına gelip ağlamaklı durduğumda yine aynı sevgiyle sarılıp öptün yanaklarımdan. Nasıl bir sevgiyle seversiniz ki bu ne efsane bir aşk ne kadar fedakar bir sevgi bu Allah’tan bir lütuf ve eşsiz bir armağan…

Ne kadar çok yazsam ne kadar güzel söz söylesem bu dünya sözleri yetmez bilirim çünkü sen annesin…

Evlatınım; mektubu yazılmamış tüm annelere yazıyorum çünkü böyle öğrettin paylaşmayı bu mektubu da çat pat okumanla okuyacağını ve gözünden pırlantalar akıtacağını biliyorum….

Adam oldum mu bilmem, buna sen karar vereceksin çünkü senin yanında hep çocuğum… Gönderdiğim hediyemi kabul et yanında olsaydım daha güzelini ve değerlisini almaya çalışırdım gül yapraklarını kendim kuruttum ve senin için bir dikenini alıp yüreğime batırdım ve kanıyla adını yazdım.günün kutlu olsun hakkın ödenmez ama yinede hakkını helal et

Yüreğinde huzur ve mutluluk; gözlerinde ve yüzünde gülücük eksik olmasın hiçbir annenin…

Hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızalardaki hatıra yada hayallerdeki ümittir.
Hüsran ise, bir tek yerde kabullenebiliyorum,

Yaşamak mümkünken yaşayamamış olmakta…

Seninle yaşayamadığımız tüm güzel günler adına……..

alıntı

Okuduğum en güzel yazılardan biri,sizlerlede paylaşmak istedim.

22/4/2007

Disiplin

Anne babalar kendi ruh durumları, çocuğun yapısı ve çevre koşulları nedeniyle çocuklarına karşı tutarsız davranabilirler. Hiçbir evde her zaman tutarlı olmak mümkün değildir. Burada sözü edilen tutarsızlık sürekli devam eden tutarsızlıktır. Birgün görmezlikten gelinen davranış, ertesi gün ağır ceza görüyorsa, annenin yaptığını baba bozuyor ya da babanın verdiği cezaya anne karşı çıkıyorsa, tutarsızlık gerçekten vardır. Tutarlı olmayan yaklaşım gevşek ve katı tutumların tüm sakıncalarını taşır. Çocukların sorumluluk almalarını engeller hem de onları aşırı deneme ve isyana teşvik eder.

Tutarsız yaklaşım içinde annelerin sık başvurduğu yollardan birisi de acındırma yoludur. “Beni çok üzüyorsun”, “Sizin yüzünüzden hasta oldum”, “Beni birazcık seviyorsan yapma” diyerek çocuğun söz dinlemesini sağlamaya çalışan anneler vardır. Bu yolla çocuk endişelenir ama yine söz dinlemez hatta daha hırçın davranır.

Bütün gün bağıran, azarlayan, söylenen anneler vardır. Çocuk davranışını annenin ses tonuna göre ayarlamayı öğrenmiştir. Anne en yüksek ses tonuyla bağırmadan söz dinlemez. Babaya şikayet etmek, babanın öfkesiyle korkutmak da diğerbir tutarsız yaklaşım örneğidir. Akşam baba eve gelinceönce çocukların bütün gün yaptıkları anlatılır daha sonra “Bu seferlik affet babası bir daha yapmayacağına söz versin” denilerek babayla çocukların arasına girilir. Çocuk uyarıların uygulanmayacığını öğrenir, ertesi gün aynı senaryo tekrar yaşanır.

Uygulanması sakıncalı olan ama anababaların sık başvurduğu yöntemlerden birisi de çocuğa küsmektir. “Konuşma benimle, ben senin annen değilim”, “Git başka anne bul” cümleleriyle çocuğu yola getirmeye çalışmak ve bunu uzun süre sürdürmek çocuğa küsmeyi öğretir. Çocuk tedirgin olur ve annenin kendisiyle barışması için elinden geleni yapar. Sonunda zaten vicdanı rahat olmayan anne hiçbirşey olmamış gibi barışır. Bazen anne çocuk arasındaki ilişki küslük öncesinkinden daha yakın olur.

Bir disiplin aracı olarak söz edilmesi uygun olmayan ama günümüzde halen uygulanmakta olduğu için üzerinde durulacak bir yöntem dayaktır. Dayak bir anlık öfke ile başvurulan, çoğu kez amacını aşan bir cezadır. Öğretici değeri olmayan, etkisi kısa süren bir yıldırma yöntemidir. Dayak yiyen çocuklar çoğunlukla neden dayak yediklerini unuturlar. O gün babasının kendisini dövdüğünden yakınan bir çocuğa o gün neler olduğu sorulduğunda, olayı hatırlamadığını söyleyecektir. Aklında kalan tek şey dayak yemiş olduğudur.

Disiplin, bir eğitim aracı olarak düşünüldüğünde korkutma, utandırma, gururunu kırma gibi kavramlarla iç içe olmamalıdır. Disiplinin iki temel amacı vardır; Birincisi, çocuğa anlaşılır, kesin ve sınırları olan, güvenli bir ortam sunmaktır. Bu ortam çocuğun sağlıklı gelişimi için gereklidir. Disiplinin ikinci amacı ise, çocuğun kendi kendini yönetme yeteneği yani özdenetim kazanmasıdır. Çocuk denetim altında değilken de öğrendiklerini uygulayabilmeli, kurallara uymayı sürdürebilmelidir. Anababası yanındayken kurallara uyan, ama denetim kalkınca çığrından çıkan çocuk özdenetim yeteneği kazanmamış demektir.

Bazı anababalar, disiplini, sorun olduğu zamanlarda başvurulacak uygulamalar olarak görürler. “çocuğum söz dinlemediği zaman ne yapmalıyım?”, “Bana vurduğu zaman ben de ona vurabilir miyim?”, “verdiğimiz hiçbir ceza işe yaramıyor, ne yapacağımızı şaşırdık” ifadeleri bu bakış açısını tanımlar. Bu anababalar için disiplin, acil durumlarda dokunulması gereken bir alarm düğmesidir. Böyle bir disiplin anlayışı eğitici değil cezalandırıcıdır. Önceden bir hazırlık yoktur, olay anında tepkisel yaklaşılır. Bu duruma gelmemek için disiplin, yaşamın bir parçası olarak görülmeli, “sorunları önceden önlemek için neler yapmamız gerekiyor” sorusuna yanıt aranmalıdır.

Anababaların etkili ve kesin sınırlar koyamamasının bir nedeni de çocuklarının sevgisini kaybetme korkularıdır. Çocuklar anababanın bu korkusunu hissederler ve sınırlarla karşılaştıklarında onları sevmemekle tehdit ederler. “sen kötü bir annesin, senden nefret ediyorum”, “çok acımazsızsın, beni hiç sevmiyorsun” gibi cümlelerle annebabaya geri adım attırmayı başarırlar. Hiçbir çocuk sınırları isteyerek, memnuniyetle kabul etmez. Çocuğun kural koyan anababaya “Bu kuralları benim iyiliğim için koyduğunuzu biliyorum, iyi ki kurallarınız var” demesini beklemek yanlıştır. Anababa olmanın zor taraflarından birisi de konulan kurallar nedeniyle çocuğun kızgın olmasını tolore edebilmek ve geri adım atmamaktır. Çocuğuyla yakın ilişki kurmayı onunla “arkadaş” gibi olmakla karıştıran anababalar da vardır. Arkadaşlık ilişkisinde eşitlik vardır, taraflar biribirlerine öneride bulunabilir, kararlar uzlaşarak alınır, yaptırım yoktur. Önerilen şey istenirse yapıluır, istenmezse yapılmaz. Oysa çocuklar için evde tutarlı kurallar ve sınırlar koyan, sevgi ve destek veren bir anababa gereklidir. Anababa sınırını koymalı, çok memnun olmasa bile uygulamaya devam etmelidir.




Disiplin İçin Önemli İlkeler


1. Tutarlılık disiplin için en önemli ilkelerden biridir. Anababa çocuğu uygun olmayan bir isteğine birkaç kez “Hayır” dedikten sonra sonunda “Evet” diyorsa, çocuk ısrar etmesinin işe yaradığını öğrenecektir.



2. Anababanın sözbirliği ve işbirliğ yapması disiplin için gereklidir. Anne çocuğa “Dışarı çıkmadan önce oyuncaklarını topla” dediğinde baba “Bırak gitsin, arkadaşları bekliyor” diyorsa çocuk işine gelen kuralları dinleyecektir.



3. Anababa davranışlarıyla çocuğa örnek olduğunu unutmamalıdır. Anne baba öğrettikleri kuralları kendilerinin de sergiliyor olması gerekir. Kardeşine vurduğu için çocuğunu döven bir baba “kimsenin kimseye vurmaması gerekir” kuralını önce kendisi bozmuş olur. Çocuklar anababaların birbirilerine nasıl davrandıklarını gözlemlerler.
Eşini sürekli eleştiren ya da ona alaycı bir şekilde yaklaşan bir babanın yanında çocuğun kardeşine olumlu ve saygılı davranması beklenemez.


Anne babaların, çocuklarına karşı tutumlarını etkileyen başlıca faktörler şöyle sıralanabilir:

Anne ve babanın zihinlerinde nasıl bir çocuk istedijkleri konusunda, daha doğumdan önce hayali bir çocuk kavramı oluşur. Dünyaya gelen çocuk, anne ve babanın beklentilerine uygun olmadığı takdirde, oluşan kırıklık sonucu, anne babada red etme tavrı gelişir.
Toplumun kültürel değerleri, çocuklarını yetiştirme konusunda anne-babaların tutumlarını etkiler.
Çocukların sayısı, cinsiyeti ve kişilik özellikleri anne-babanın tutumlarını etkiler (uyaran çocuk anne-babanın dikkatini daha çok çeker, kendisiyle ilgilendirir).
Bütün bunların dışında, anne-babanın kendi çocukluk yıllarındaki deneyimleri, şimdiki tutumlarında etkili olabilir. Çocukluk yıllarında kendi anne babasıyla sağlıklı bir etkileşim kuramayan, yeterli sevgi göremeyen bir baba ya da genç kızlık yıllarında aşırı baskı altında büyümüş bir annenin tutumları, bu kötü deneyimler nedeniyle olumsuz olabilir.

Yine aile içinde eşler arasındaki ilişki, çocuklara karşı takınılan tavrı etkileyen bir başka faktördür. Örneğin, eşiyle anlaşamayan, mutsuz bir anne,tüm sevgisini çocuğuna vererek onunla aşırı derecede bütünleşebildiği gibi, tam tersine, saldırgan bir tutuma da bürünebilir.

« Sonraki |

Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Son Yorumlarım

yorum
slm
karisti
cevap
tahmin
ıımmm bayıldım:)
cevaplar
e harfiyle üç meyve
tabiki
gördüm

Bağlantılarım