« Sonraki |

Image Hosted by ImageShack.us

24/4/2009

23 NİSAN MİLLİ EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

23 Nisan Bayramı, ne yazık ki, gerektiği ölçüde, içermekte olduğu derin anlam ve önemine tam olarak uygun bir şekilde kutlanır olmaktan gün geçtikçe uzaklaşmakta, amacını aşan bir şekilde bir festivale dönüştürülmekte, bir bakıma adeta “çocukça” kutlanmaktadır.



Yüce Atatürk 23 Nisan’ı Türk çocuklarına armağan etmiştir; ama, “çocukça kutlamak” için değil. Bu sebeple, her millî bayram kutlamasında olduğu gibi bu bayramda da, O’nun içerdiği anlam ve ruh ve gerçekte neyi kutladığımız üzerinde düşünmek zorundayız.

***



23 Nisan’ın anlamı, içeriği, ve ruhu bizzat bu bayramı ismiyle ve cismiyle Türk Milleti’ne armağan eden Atatürk tarafından belirlenmiştir: “Millî Egemenlik”!

***


Bilmeli ve asla unutmamalıyız ki:


Egemenlik, Özgürlük ve Bağımsızlık ayrılmaz bir bütünlük oluşturur; birisinin ortadan kalkması diğerinin de iptal edilmesine yol açar.


Millî Egemenlik, kayıtsız ve şartsız olarak Millet’indir; Egemenlik, ancak ve yalnız, kaynağı ve dayanağı Millet olursa meşrudur ve ancak o zaman “Millî” bir egemenlik olur. Bunun içindir ki, hiçbir kişi veya kurum, bu konuda hiçbir gerekçe ile ve hiçbir biçimde Millet’e ortak veya üstünde olamaz.


Millî Egemenlik, tıpkı kendisinin ayrılmazı olan Özgürlük ve Bağımsızlık gibi tam ve katı bir “bütün”dür; “namus”tur ve O’nun gibi ya vardır, ya yoktur: Parçalardan oluşmaz; bölünemez; bunun içindir ki, “bir kısmı” diye bir şey kabul etmez.


Bu sebeplerden dolayıdır ki, Millî Egemenlik, hiçbir gerekçe ile ve hiçbir surette hiçbir kişi, hiçbir kurum ile paylaşılamadığı gibi, başka hiçbir devlet veya devletler-üstü hiçbir kurum ile de paylaşılamaz.



Ve yine bunun içindir ki, Millî Egemenlik, vazgeçilemez, devir ve temlik edilemez.

***


Yine bilmeli ve asla unutmamalıyız ki:


Bizim üzerimizde, atalarımızın hakları ve onlara karşı sorumluluklarımız vardır; Onlara ihanet edemeyiz. Onların bize emanet ettiği bu kutlu vatan ve bu bağımsız devlet, dağlar miktarınca olsa dahi hiçbir dünya malı ile takas edilemez. O’nun bir tek bedeli vardır: Kan!



Bizim üzerimizde, torunlarımızın dahi hakları ve bizim onlara karşı da sorumluluklarımız vardır. Onlara da ihanet edemeyiz. Atalarımızdan özgür, bağımsız, temiz ve kutlu bir vatan teslim aldık. Torunlarımıza da aynı şekilde bir vatan ve bir devlet teslim etmeye mecburuz.

***



Bizim üzerimizde, Tarih’in de hakkı vardır: Bu coğrafyadaki bin yıllık destanı silip atamayız. Ölmüş ecdadımızın, doğacak ahfadımızın ve Tarih’in lânetini alnımızda kara bir leke gibi taşıyarak toprağa giremeyiz.

***


Bu vazıyet muvacehesinde, alnındaki “Hâkimiyet Kayıtsız, Şartsız Millet’indir” ibaresi kanla yazılmış bulunan “Türkiye Büyük Millet Meclisi”nin hangi şartlar altında ve hangi bedellerle kurulduğunu; Millî Egemenlik’in hiçbir surette devredilemeyeceğini, hiçbir ortak kabul edemeyeceğini ve hiçbir şey ile değiştirilemeyeceğini ve iç veya dış hiçbir merci ile paylaşılamayacağını çok iyi anlamak; vatanımıza ve devletimize sonuna kadar sahip çıkmak ve bu ibarenin anlamına ve ruhuna harfiyen riayet ederek gelecek nesillere de en kutlu bir emanet olarak aktarmak her dürüst yurttaşın boynuna borçtur.


23 Nisan Bayramı’nın niçin çocuklara armağan edilmiş olduğu da ancak bu şekilde gerçek anlamını kazanacaktır; festival eğlenceleri yapmak için değil.


Bu derin anlamına ve ruhuna tamı tamına uygun olması temennisi ile 23 Nisan Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz.

30/10/2008

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!!!

 
O'nun kıymetini ,
Ata'mızın kıymetini görmezden gelip, bu topraklar üzerinde yaşayan, nefes alan nankör insanlara...

insanları ikiye ayırıp atatürkçüler yani ''dinsizler'' ve atatürkü sevmeyenler yani ''dindarlar'' olarak kategorize eden ve halkı yanlış yönlendiren örümcek beyinlilere....

''müslümanlık'' ve ''laiklik'' kavramlarını birbirine karıştıranlara...

''dini'' kullanarak insanların duygularını su istimal edenlere....

''dindarım'' çerçevesi altında yaşayan ''dinsizlere''....

''O Dinsizdir'' karalamasını atıp;  ''ben dindarım,müslümanlığın şartlarını yerine getiririm'' diyen ama dindeki ''iftira atmanın'' ne derece günah olduğunu bilmeyenlere....

Halkın en zayıf noktası olan 'din' kavramını farklı amaçlar için  kullananlara...

ATA'M!  BİLİYORUM KEMİKLERİNİ SIZLATIYORLAR,
KAPKARA BİR NESİL YETİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR...
BEN EĞİTİM NEFERLERİNDEN SADECE BİRİYİM
AMA BİZLERE SÖYLEDİĞİN SÖZ BENİM IŞIĞIM
''ÖĞRETMENLER! YENİ NESİL SİZLERİN ESERİ OLACAKTIR!!''

19/5/2008

19 Mayıs Atatürkü anma, gençlik ve spor bayramı

Atatürk Milli mucadelenin kaçınılmaz olduğunu görüp Samsundan başlayarak tüm Türkiyeyi buna hazırlamaya çalıştığı günün başlangıcıdır 19 Mayıs...

Ayrıca Atatürk ” Ben 19 Mayıs günü doğdum…” demiştir. Bizde yüzyılın dahisini, cumhuriyetin kurucusunu minnetle anıyoruz.

1914′de başlayan Birinci Dünya Savaşı dört yıl sürdü. Savaş öncesi Avrupa’nın belli başlı ülkeleri ikiye ayrıldı. Birbirleriyle savaştılar. Bu savaşta bizimle birlikte savaşa giren devletler yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık.

Savaş sonunda Mondros mütarekesi imzalandı. Buna göre Fransızlar Adana ve Hatay’a; İngilizler Urfa, Mardin ve Merzifon’a; İtalyanlar Antalya’ya yerleştiler. 15 Mayıs 1919 günü Yunanlılar İzmir’e girdi. Böylece yurdumuz paylaşıldı. Ordularımız dağıtıldı, İstanbul Boğazı düşman gemileri ile doldu. Yani ülke bil-fiil işgal edildi.

Trablusgarp’da Birinci Dünya Savaşı’nda Anafartalar’da düşman güçlerini yenen Mustafa Kemal bu kez yurdumuzu kurtarmak için Anadolu’ya geçmeye karar verdi. 16 Mayıs günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru‘na bindi.

Vapur 19 Mayıs sabahı Samsun Limanına yanaştı. Kemal Paşa ve arkadaşları Samsun’da sevinç gösterileri ile karşılandı.

19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür

4 Eylül günü Sivas’a gitti. Sivas Kongresi’nde “Ya bağımsızlık, Ya ölüm” ilkesi kabul edilerek yurt düşmandan kurtarılıncaya dek savaşmaya and içildi.Mustafa Kemal Paşa Sivas’tan sonra Ankara’ya geldi .

Buda gösteriyorki bağımsızlık arayışın başladığı tarih 19 Mayıs 1919 yılıdır.

Atatürkün 19 Mayıs ile ilgili bazi sözleri.

  ” Gençler, Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültür ile, insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz… benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

   “Rica ile, merhamet dilenmekle bir millet ve devletin şeref ve istiklâli kurtarılmaz. Türk milleti, gelecek nesiller için bunu unutmamalıdır.”

10/5/2008

Kız Kulesi

Kız Kulesi



Boğaz girişindeki kayalık üzerine kurulmuş küçük, şirin bir kuledir. İstanbul’un sembollerinden birisidir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılmış, Boğaz girişini belirten bir mihenk noktasıdır. Geçen yy.daki görüntüsünü koruyan kule turizme tahsis edilmiş lokanta ve seyir balkonu ile servis vermektedir. Suların, karasevdanın ve söylencelerin gizemini taşıyan Kız Kulesi, istanbul'un en romantik ve gizemli mekanlarından biri. Alımlı, sevdalı ve denizin ortasında bir başına, yapayalnız... Kendi kendine yeten bir tarihe sahip olan mekan, yüzyıllardır anlatılan efsaneleriyle de bir ilgi odağı. Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesi. Zamanında Üsküdar sırtlarında Tarnıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hero'da genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir.

Kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Aşka yasaklıdır. Her ilkbaharda doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde törenler yapılır, çevre şehirlerden insanlar akın akın tapınağın çevresine gelir, yenilir içilir, aşkı bulamayanlar Afrodit'e ma*bedinde yakararak aşkı yaşayabilmek için yakarırlar. Bo*ğazın karşı kıyısında oturan Leandros'ta bu törene katılmak için tapınağa geldiğinde Hero'yla karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde kıskanç bir rahip feneri söndürür. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden Boğazın sularına bırakır.

Kuleyle ilgili söylencelerden biri de Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesidir. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir.Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesi zehirler. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.

22/3/2008

KINALI ALİ ve DESTANI

Çanakkale Zaferi Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu nerelisin gibi sorular soruyordu.

Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla "adın ne senin evladım" der.

Çocuk "Ali" diye cevap verir. Nerelisin? der. Ali Tokat Zilede' nim der.

"Peki evladım bu kafanın hali ne?" Ali "anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım der.

Neden? der komutan. Ali "bilmiyorum komutanım" der: Peki gidebilirsin

Kınalı Ali" der. O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der.

Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali'nin okuma yazması da yoktur arkadaşlarından yardim ister ve hep beraber başlarlar yazmaya.

Ali söyler arkadaşları yazar "sevgili anne babacım ellerinizden öperim ben burada çok iyiyim beni merak etmeyin" diye baslar. Kız kardeşini kendinden bir küçük erkek kardeşini sorar köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesini kendileri var oldukça düşmanın bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır.

Gururla mektubu bitirir neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına

NOT düşer: Alinin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır. "Anacağım kafama kına yaktın burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler sakın kardeşim Ahmet'e de yakma onunla da dalga geçmesinler der ellerinden öptüm" diye bitirir.

Aradan zaman geçer. İngilizler kati netice almak için tüm güçleriyle

Gelibolu"ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşmüşlerdi.

Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış onların sayıları da epey azalmıştı Gelibolu düşmek üzereydi kınalı Alinin komutanı da olayı görüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti onları insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere göndermek istemiyordu.

Komutanların bu düşünceli halini gören ve durumun vahametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gideceklerini bile bile çaresiz gönderir.

Kınalı Ali'nin bölüğünden kimse sağ kalmaz hepsi şehit olmuştur.

Aradan zaman geçer. Kınalı Ali'nin ailesine yazdığı mektubun cevabı gelir.

Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler. (bu mektubun asli Çanakkale müzesinde sergilenmektedir)

Babası anlatır Ali'nin.

"Oğlum Ali nasılsın iyi misin gözlerinden öperim. Selam ederim. dedikten sonra öküzü sattık paranın yarısını sana yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum zaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da siz sakın bizi merak etmeyin bizi düşünmeyin der köyü akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir.

Ali ananında sana diyeceği bir şey var" Anasının söylediklerini yazar: " oğlum Ali yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler kardeşime de yakma demişsin kardeşine de yaktım komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler

Bizde 3 şeye kına yakarlar

1- Gelinlik kıza :gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye

2- Kurbanlık Koç'a :Allah'a kurban olsun diye

3- Askere giden yiğitlerimize: vatana kurban olsun diye.....

gözlerinden öper selam ederim Allah'a emanet olun"

Mektubu okuyan Alinin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar...

19/3/2008

ATATÜRK´ÜN GELECEĞi GÖRDÜĞÜ OLAYLAR


Atatürk 1931 yılında,2.Dünya savaşı´nın patlamasının yakın olduğunu söylemiş ve bu konudaki düşüncelerini General McArthur´a şöyle anlatmıştı.
"Versay antlaşması,1.dünya savaşı´na yol açan nedenlerden hiçbirini ortadan kaldırmadı.Tersine rakipler arasındaki uçurumu büsbütün derinleştirdi.Şimdi içinde yaşadığımız barış dönemi,sadece bir ateşkesten ibarettir.Avrupa´nın geleceği Almanya´nın alacağı tavra bağlıdır."
General McArthur´a göre,savaşın 1940-1945 yılları arasında çıkacağını söyleyen Atatürk,Almanya´nın ancak Amerika´nın savaşa katılması ile yenileceğini ifade etmiştir.
Atatürk hayatının sonlarına doğruda şöyle diyordu ;
"Bir dünya savaşı yakındır.Bu savaş sonucunda, dünyanın durumu ve dengesi baştanbaşa değişecektir."
ATATÜRK, Mussolini hakkında da şu görüşlerini açıklamıştı ;
Mussolini bir maceraperesttir.Milletini bir uçuruma sürüklemektedir.Her tarafa saldırıyor.Bu adam yüzünden,çok şımarmış olan bu millete dersini vermeyi çok isterdim.,lakin yakında bir küçük millet onlara layık olduğu dersi verecektir.Ve şunuda hatırlatırım ki,bir gün gelecek,Mussolini´yi kendi milleti linç edecektir."
Bu görüşleri aynen gerçekleşmiştir.

19/3/2008

DENEME UÇUŞU


Uçakların ilk deneme ve gelişme dönemleriydi.Fransa´da yapılan bir uçak gösterisine katılan, birçok ulusun temsilcileri arasında, Osmanlı ateşesi olarak Mustafa Kemal´de katılmıştı.Gösteriyi izleyenler, sırasıyla uçağa bindirilerek gezdiriliyorlardı.Sıra Mustafa Kemal´e geldiğinde, gösteride bulunan ve genç ateşenin komutanı olan şahıs,birden bir rahatsızlık duyarak Mustafa Kemal´in uçağa binmesine engel oldu.Öteki temsilcilerle havalanan uçak kısa bir süre sonra düştü ve içindekilerden sağ kurtulan olmadı.

19/3/2008

ATATÜRK VE "9" VE "19" Rakkamları


Atatürk´ün hayatında "9" rakkamının kendine özgü önemli bir yeri olmuştur.Örneğin Atatürk´ün doğum yılı olan 1881 rakkamı, "9" rakkamı ile birçok ilşkiler göstermektedir.
1+8=9
8+1=9
18=2x9
81=9x9
18+81=99
19x99=1881
Atatürk´ün harb okuluna girdiği tarih : 1899
Vatanı kurtarmak için Samsun´a ayak bastı : 19/05/1919
Bandırma vapurunda yolcu sayısı 19 ´dur.
ıttihat ve Terakki´nin yıllık toplantısına Trablusgarp delegesi olarak katıldı : 22/09/1909
Sivas kongresinde Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesini kurdu : 04/09/1919
Erzurum Mebus adaylığını kabul etti : 19/10/1919
TBMM tarafından kendisine gazi ünvanı verildi ve Mareşalliğe terfi ettirildi : 19/09/1921
Atatürk 19.yüzyılda 19 yıl yaşamıştır.
Atatürk 19.yüzyılın bitmesine 19 yıl kala doğmuştur.
Atatürk´ün ilk askeri görevi, 19.Kolordu Komutanlığıdır.
Mustafa Kemal Atatürk : 19 harften oluşmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk´ün nüfus cüzdanının numarası da 993814-B idi.
Bu sayı dizisindeki 938 rakkamı öldüğü yılı hatırlatmakta geriye kalan 9 ve 14 rakkamı da ölüm saatinin yakın bir benzeridir.
"Ne mutlu Türküm diyene" =19
"ıstikbal göklerdedir" =19

19/3/2008

Atatürk Hakkında Bilinmeyenler....

15 YIL HÜKÜM SÜRECEKSıN...
Atatürk hakkında yapılmış birçok kehanet vardır.Bunların en ilginci onun el falına bakan bedevinin söyledikleridir.
Mustafa Kemal arkadaşları ile Bingazi´ye, Trablusgarp savaşına katılmaya gidiyordu.Yolda bie bedevi´ye rastladılar.Bedevi el falına çok iyi baktığını ve genç subaylara da isterlerse bakabileceğini söyledi.Hepsi ellerini açarak bedevinin söylediklerini dinlemeye başladı.Sıra Mustafa Kemal´e gelince, o önce baktırmak istemedi ama arkadaşlarının ısrarı karşısında, sonunda o da elini bedevi´ye açtı.Bedevi ele bakar bakmaz yerinden sıçradı ve heyecan içinde ;
"Sen padişah olacaksın" dedi ve ilave etti "15 yıl hüküm süreceksin."
Genç subaylar gülüştüler ve yollarına devam ettiler.
Aradan yıllar geçti, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti´nin Cumhurbaşkanı oldu.Cumhuriyetin 14.yılında hastalandı.Karaciğeri kötüye gittiğinde çevresindekiler ona "Artık içme Paşam" dediler.
Atatürk onlara birzamanlar yolda rastladıkları falcı bedevi´yi hatırlattı ve gülerek ;
"Arap vaktiyle söylemişti, Bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecek...Hesapça bu son senemizdir..."
Yıl 1938 ´di...

18/3/2008

Gerek Var mı Söze?

« Sonraki |

Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Son Yorumlarım

yorum
slm
karisti
cevap
tahmin
ıımmm bayıldım:)
cevaplar
e harfiyle üç meyve
tabiki
gördüm

Bağlantılarım