Image Hosted by ImageShack.us

19/4/2007

Okullarımızda Rehberlik Ve Psikolojik Danışmanlık Üzerine

Uygulamalı bir psikoloji dalı olan “Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık”, 20. yüzyılın başlarında eğitime “öğretim ve yönetim”in yanında üçüncü bir buut olarak girmiştir. Teknolojik gelişmelerin yol açtığı “meslek seçimi” problemine bir çözüm getirmek gayesiyle başlayan uygulamalar zamanla gelişmiş ve bugün sadece eğitim kurumlarında değil, insan ilişkilerinin ehemmiyet kazandığı her kurumda başvurulan bir yardım şekli olmuştur.

Türk eğitim tarihinde “rehberlik” kavramının bugünkü mânâsıyla ele alınması 1950’li yılların başlarına rastlamaktadır. İlk zamanlar gençlere kendi imkânları ve dış çevre hakkında bilgi vermekle, onların sağlıklı karar verebilen kişiler olarak yetişmelerine yardımcı olunacağı düşünülüyordu. Ferde bu tür bilgilerin sağlanmasıyla da problemlerinin çözüleceği bekleniyordu. Ancak bir süre sonra bu sahadaki çalışmaların çok lüzumlu olmakla birlikte yeterli olmadığı, ferdin iç dünyasını anlamadan ona yapılan yardımların yetersiz kaldığı farkedilmiş ve insan davranışlarına tesir eden iç dinamiklerin araştırılmasına ağırlık verilmeye başlanmıştır.

Biz bu yazımızda “Rehberlik Servisi”nin genel olarak eğitimin bünyesindeki fonksiyonlarını ve ehemmiyetini tesbit etmeye ve şimdiki durumu hakkında bir fikir vermeye çalışacağız.

Eğitim literatüründe “rehberlik”, şahsiyetin gelişmesi ve fertte tatminkâr intibaklar sağlanmasında gerekli olan tercihleri, tefsirleri, planları yapması ve kararları vermesine yarayacak bilgi ve hünerleri ferdin kazanması için ferde yapılan sistemli ve profesyonel yardımdır. Rehberlik servisinden beklenen ise yarınlarımızı omuzlarında bayraklaştıracak bugünün gençlerinin ruhlarında mayalayacağı irade gücü, terkipçi düşünce ve Hak sevgisiyle, onları her türlü uyuşukluktan, yılgınlıktan, beklenmedik şeyler karşısında paniğe kapılmaktan kurtarmak ve çalışma şevklerini kamçılayarak, onlarda hamiyet ve gayret düşüncesi uyarmaktır. Zira günümüz içtimai hayatında ortaya çıkan birçok huzursuzluğun kaynağı, insanların, karşılaştıkları zorlukları aşmak için, bildikleriyle terkip ve sentezler kurabilecek yeterli bir “problem çözme metodu”nun gerektirdiği anlayış seviyesine yükselememiş olmalarıdır. Dolayısıyla rehberlik, herşey olmaya açık bu genç dimağlara, devamlı kendilerini yenileme anlayışını kazandırarak, zamanla kendilerinin rehberi olabilecek seviyeye çıkarıp karşılaşacakları problemleri yine kendilerinin çözebilmeleri için onlara yardımcı olmaktır. Yoksa onların problemlerine çözüm seti sunmak değildir. Bir Çin atasözünde de dendiği gibi “bir kimseye balık tutarak yardım etmektense ona balık tutmayı daha yerinde ve kalıcı bir yoldur.”

Rehberlik çalışmaları okuldaki bütün öğretmen ve idarecilerin işbirliği ile yürütülebilir. Okullarımızdaki idareci ve öğretmenlerin bir kısmı, rehberlik ve danışmanlık hizmetlerini bir fantezi veya moda olarak görmekte ve bütün çalışmaların, bu iş için vazifelendirilmiş bir öğretmen tarafından yürütülebileceğini savunmaktadırlar. Kaldı ki danışmanlık vazifesini yüklenmiş öğretmenlerin çoğu, yürütmeleri beklenen işler için yeterli bir mesleki eğitime ve tecrübeye sahip değillerdir. Ayrıca öğretmenlerimiz meslek eğitimleri sırasında, rehberlik danışma bilgi ve becerilerini pek öğrenmeye fırsat bulamamaktadır. Çünkü ülkemizde uygulanan öğretmen yetiştirme programlarının çoğunda rehberlik ve danışma konusu hem yetersizdir, hem de ülke gerçeklerine uymamaktadır.

Bazı okullar da, her öğretmeni bir rehber olarak kabul etmekte ve her öğretmenin rehberlik görüşüne sahip olması ve yaptığı öğretimi bu görüş açısından beklemektedir. Fakat uzmanlık isteyen rehberlik ve danışma faaliyetlerinin gerektirdiği bilgi ve teknikleri, her öğretmenden beklemek mümkün değildir. Öğretmen bu bilgi ve tekniklere sahip olsa bile, kendisine yüklenen öğretmenlik fonksiyonları arasında, rehberlik hizmetini yeterli seviyede yapabilmesi için gerekli zamanı bulması oldukça zordur, Ferdin bir bütün olarak gelişmesini hedefleyen “rehberlik ve danışma”, aynı nihâi maksada ulaşmaya çalışan eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır. Fakat gerek kullandığı teknik ve usuller, gerekse ehemmiyet verdiği hususlar bakımından öğretimden farklı mâhiyetler taşımaktadır. Mesela:

- Öğretim daha çok bir grup faaliyetidir, oysa rehberlik ferdidir.

- Öğretimde öğretilen konu ön plândadır ve öğretmen belli bir otoriteyi temsil eder; rehberlik ferdin gelişmesi ve kendine en uygun kararları almasını hedefler ve rehber öğretmen otoriteyi temsil etmez, ancak iyi bir dinleyici ve mevcut durumu kişiye iyi bir yansıtıcı durumundadır.

- Öğretimde işlenecek mevzular önceden tespit edilmiştir, imtihan, sınıf geçme, başarılı- başarısız olma gibi durumlar vardır; rehberlikte ise bunlar yoktur.

Öğretimde, öğretmenin öğrenciyle arasındaki kalbi yakınlaşmayı aksatabilecek imtihan etme, not vererek değerlendirme gibi durumlar vardır. Haliyle zayıf not alma, sınıfta kalma gibi farklı endişe ve duyguların baskısı altında olan öğrenci, her öğretmene açılamamakta ve ona bir rehber nazarıyla bakamamaktadır. Bu durumda talebeye en uygun rehberlik usûlleri tatbik edilse bile iyi bir netice alınamayacağı açıktır.

Öğrencilerde görülen hangi davranışların “ciddi problem”, hangilerinin sadece kişiliğin teşekkülü ile alâkalı olarak normal karşılanabilecek fizyolojik veya biyolojik gelişmelerden kaynaklanan “geçici problem”ler olduğunu teşhis edebilmek uzmanlık gerektirir. Birçok hallerde çocuklar, bir davranışın kötü olduğunu bile bile değil, fakat daha başka nasıl davranılacağını bilemedikleri için o kötü davranışı tekrarlayabilirler. Ayrıca kişilik teşekkülü esnasında çocuk, toplum içinde kendi yerini bulmak için birtakım deneme ve yanılma davranışları gösterir. Bu durumu dikkate alan O. S. English ve S. M. Finch gibi bazı eğitimciler, çocuğun böyle müspet-menfi sivri davranışlar arasında bocaladığını, ılımlı bir kendine güvenme duygusu elde edinceye kadar bir süre itaati, bir süre de âsiliği tecrübe ettiği kanaatindedirler. Çocuk her ikisinin toplum içindeki tepkisini görerek davranışlarını ayarlar. Bu durumda bir çocuğun davranışlarım hemen “problem” olarak görmek yanlış olur.

Rehberlik programı, öğretmenler, idareciler, veliler ve çevre kurumlan arasında bir çeşit bağ vazifesini de görür. Ayrıca velilerin sadece kame zamanı, iş işten geçtikten sonra öğretmeni görmeleri yerine, daha dostane bir hava içinde bir araya gelmelerine ve daha sık görüşerek birbirlerinin problem ve şartlarını samimi bir şekilde anlamalarına yardım eder. Danışmanlar birçok hususta okul idarecilerine de yardımcı olur, onların iş yükünü hafifleterek zamanlarını daha çok idari işlerde kullanmalarını sağlarlar.

SONUÇ

Rehberlik hizmetleri eğitimin vazgeçilmez bir unsurudur. Bir ülkenin okullarındaki psikolojik hizmetler için hazırlanan programların dinamiklerini, bulunduğu toplumun gerçeklerinden alması gerekir. Şimdilik ülkemizde bu sahadaki en büyük sıkıntı, Batı değerlerine göre sistematize edilmiş rehberlik bilgilerinin tercüme edilip, toplumumuzun farklı değer yargılan dikkate alınmadan direkt olarak eğitim sistemimize tatbik edilmesinden doğan uyumsuzluk problemidir. Aşağıdaki pasaj ülkemizin önde gelen bir üniversitesinin (Boğaziçi) “Eğitim Fakültesi, Rehberlik ve Psikolojik Danışma” bölümü ders notlarından alınmıştır:

“Kültürler arası ayrılıklar ve bunun getireceği sonuçlar üzerinde titizlikle durulmadan, okullarda rehberlik ve psikolojik danışma eğitimi konusundaki yabancı sistemlerin Türkiye’ye adapte edilmesinde önemli bazı sakıncalar vardır. Çünkü rehberlik ve psikolojik danışma, teoriden çok uygulamaya dayanan bir bilimdir. Benimsediği teorik sistem yüzünden karşılaştığı metafizik zorluklan çözmek için danışman, yine bu teorik sistemin kültüre bağlı değer sistemine başvuracaktır. Okullarda rehberlik ve psikolojik danışma konusundaki yaygın teorik sistemlerin hiçbiri Türkiye’de geliştirilmemiştir.”

Bu hususta bir başka eserde şu ifadelen görüyoruz: “Bugün en ciddi, en derin ve en büyük mes’elelerden daha büyük, daha hassas bir mes’ele varsa, o da, geleceğin nesillerini kendi ruh kökümüze bağlı olarak yetiştirmek ve onları her türlü yabancılaşmadan kurtarmak mes’elesidir. Buna göre, bugün talim ve terbiye adına gösterilecek her gayret, yarının emniyet ve saadetini; her ihmal ve lakaytlık da, sefalet ve perişaniyetini netice verecektir”.

Bu gerçeğin günümüz eğitim uzmanları tarafından anlaşılıp derslerde de dile getirilmesi sevindirici ise de, kendi öz kaynak, değer ve dinamiklerimize eğilip istenen seviyede bir rehberlik hizmeti sunma düşüncesiyle şahlanmış ateşin dimağların, aşk ve heyecanla coşan gönüllerin, bu mes’elenin üzerine yürüyecekleri güne kadar vatan ve milletin geleceğinden emin olmak ve ülkenin yükseleceğini beklemek oldukça zordur. Okullarımızda, rehberlik dalında iyi eğitim görmüş elemanları vazifelendirebileceğimiz günlere kadar, her öğretmenden rehberlik anlayışına uygun bir danışmanlık beklemek ve okul yöneticilerinin bunlara yardım etmesini istemek toplumun hakkıdır.

10/4/2007

SINAV KAYGINIZI YENEREK, BAŞARIYA ULAŞIN!

Yazan: Nilüfer Bek Çırak
Kaygı nedir ?

Kişinin herhangi bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı fiziksel, zihinsel ve davranışsal değişimlerin duygu durumudur. Kaygının öğrenme ve başarı üzerinde olumsuz etkisi vardır. Yüksek kaygının dikkat ve öğrenmeyi parçalayıcı etkisi vardır.

Öğrenme nedir?

Öğrenme, kişinin yaşamını sürdürebilmesi, doyum alması için gerekli tüm bilgi, eylem ve becerilerin kazanılması sürecidir. Duygusal ve bilimsel alanda öğrenilenlerin tümü kişinin birikimini ( potansiyelini ) oluşturur.

Öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik kullanılması da performansı ortaya koyar. Başka bir deyişle performans, kişinin zihin , duygu ve davranış düzeyinde daha önceden kazanmış olduklarının belli bir durum ve belli bir zaman kesitinde eylemsel olarak ortaya konulan şeklidir.İnsan performansının belli bir alanda en iyi olduğu durum, onun o alanda varolan potansiyelinin tümünü eyleme dönüştürebildiği durumdur. Ancak, çeşitli iç ve dış etkenler nedeniyle gerçek potansiyelin performansa dönüşmesi zaman zaman güçleşir. En büyük iç etmenlerden biri yüksek kaygıdır.

Hiç kaygı yaşamamak mı gerekir ?

Herhangi bir alanda başarılı olabilmek için kaygı yaşamamak mı gerekir? Hayır...! Her duygu gibi kaygı da kişinin yaşamını sürdürebilmesi için ve yaşamdan doyum alabilmesi için gereklidir. Öyleyse amaç, kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmak değil, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanan kaygıyı belli bir düzeyde tutarak onu kendi yararımız için kullanmaktır. Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur. Hiç kaygı yaşamadığımız durumlarda ise, yapılacak olan işi elden geldiğince iyi yapmak için içimizde bir istek oluşmadığından sonuç genellikle olumsuz olur. Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin enerjisini verimli bir biçimde kullanması, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesi engellenir.Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve istenen performansa erişemez.

Kaygı sırasında kişi de fizyolojik düzeyde, düşünce düzeyinde ve davranış düzeyinde değişimler oluşur.Kişide fizyolojik düzeyde şu değişimler oluşur: Kalp atışlarında hızlanma, terleme ya da üşüme, yorgunluk, solunumda güçlük, titreme, mide veya baş ağrısı, göz kararması, sık nefes alma görülür.
Kişide düşünce düzeyinde şu değişimler oluşur: Sınav durumları hakkında olumsuz düşünceler, hayaller, atıflar, imgeler, yorumlar, inançlar vardır.
Kişide davranış düzeyinde ise kaygı yaratan durumdan kaçma yada savaşma tepkisi görülür.Kaçma davranışı rahatlamayı sağlar, rahatlama kaçma davranışını pekiştirir ve sınav korkusu oluşur.

Sınav kaygısı nedir?

Sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıya sınav kaygısı denir.

Sınav kaygısı endişe ve yoğun duygulanım olarak iki boyutta ele alınabilir.
Endişe, performansa yönelik zihinsel bir süreçtir. Sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerden oluşur.
Yoğun duygulanım, kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu bedenden gelen ve bedenin olağan işleyişi dengesi dışına çıktığı mesajını veren sinyallerdir.

Sınav kaygısı yaşayanların endişe içeren cümleleri;

- Bu sınavda başarılı olamam.
- Eyvah, üç gün sonra sınav var.
– Bu ders beni çok zorluyor.
– Konuyu bildiğim halde işlem hataları yapmak istemiyorum.
– Sınav sırasında bildiğim her şeyi, unutabilirim.
– Evdekilerin yüzüne nasıl bakarım? v.b

Sınav kaygısı yaşayanların yoğun duygulanım içeren cümleleri;

- Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor.
– O kadar gerginim ki midem altüst olmuş durumda.
– Çok perişan durumdayım.
– Bu sınava gireceğim için paniğe kapıldım, elim ayağım birbirine dolaşıyor.
– Kendimi bir sis bulutu içinde hissediyorum, hiçbir şey bilmiyorum ve hatırlamıyorum.
– Gözlerim kararıyor, midem bulanıyor, soğuk soğuk terliyorum.

Sınav kaygısı sınavın ilk yirmi dakikası içinde yoğun yaşanıyor, sınavın sonuna doğru belirtiler azalıyor. Kaygı yaşayan çocukların başarıları % 40 – 60 civarında kalıyor.

Araştırmalar, öğretmenlerin sınav kaygılı çocukların zeka durumlarından şüphe ettiklerini gösteriyor.

Kaygının kaynağı nedir?

Kaygı olumsuz bir duygudur. Duyguları kontrol etmek zordur. Duyguları ancak anlayabiliriz. Olaylar nötrüdürler ve duyguları belirleyemezler. Ancak, olaya ilişkin kişilerin yaptığı düşünceler, atıflar duyguları yaratır. Kaygı ile başa çıkabilmek için kişinin kendi zihinsel süreçleri üzerinde düşünüp, yaralayıcı olanlar üzerinde kontrol yapması sağlanabilir.

“ Nasıl düşünürsek, öyle duygulanır ve davranırız .”

Sınav kaygısı yaşayan ve yaşamayan kişiler arasında ne gibi farklar vardır?

Kaygı düzeyi normal olan kişiler sınav durumlarını, başarılarının test edileceği bir fırsat olarak değerlendirirken, kaygısı normalin üzerinde olan kişiler bu durumları bir tehdit olarak algılarlar. Sınavla ilgili durumlarda kendileriyle olumsuz bir diyalog içine girerler. Gerçek dışı ve karamsar bir düşünce tarzını seçerler.Sınav öncesi ve sonrası fizyolojik durum dereceleri aynı olduğu halde, normal düzeyde kaygı yaşayan kişiler, bu uyarımı sınavda daha fazla çaba göstermeye yönelik bir ipucu olarak algılarken, kaygısı yüksek olanlar yaşadıkları endişe yüzünden, bunu olumsuz bir durum olarak görmektedirler.

Buradan da anlaşılacağı gibi, endişe faktörünün ( sınav durumuna ve sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentiler) sınav başarısına olan etkisi, uyarılma faktörünün ( fizyolojik uyarım sinyalleri) yarattığı etkiden daha fazla ketleyicidir.Yapılan araştırmalar, sınav kaygısı yüksek kişiler için en büyük sorunun, daha önce öğrenilenleri sınav sırasında hatırlayamamak olduğunu çıkarmaktadır.Ayrıca kaygısı yüksek olan kişilerin, kaygısı düşük olanlara kıyasla ders çalışmaya daha çok zaman ayırdıkları görülmektedir. Bu bulgular da sonuçtaki düşük performansın, bu kişilerin ders çalışma sürelerindeki yetersizliğe değil, olumsuz düşüncelerinin kendilerinde yarattığı, başa çıkılamaz derecedeki kaygıya bağlanabileceğini göstermektedir.


SINAV KAYGISIYLA BAŞA ÇIKMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

1- Gevşeme egzersizlerini öğrenmek

2-Olumlu düşünme becerisini geliştirmek.

Gevşeme egzersizi

Davranış düzeyinde uygulanacak tekniklerin başında gevşemenin öğrenilmesi gelir. Gevşemenin öğrenilmesi bedenin kendi kendine çalışan sistemlerini kontrol etme imkanı verir. Bedeni kontrol etmek yolunda birinci adım solunumu kontrol etmek ve nefes egzersizleridir. İyi nefes burundan ağır, derin ve sessiz alınır. İyi nefes alındığının iki katı sürede verilir. Doğru ve derin nefes alma ile oksijen tüm vücuda dağılır. Böylece stres sırasında ortaya çıkan maddeler azalır ve kaybolur. Kişi sakinleşir ve duygusal açıdan dengeli duruma gelir. Her zaman düzenli olarak yapılan nefes alıp- verme çalışmaları kaygı düzeyini düşürür.

Gevşeme egzersizlerinin amacı size vücudunuzdaki kasların gerginlik ve gevşeklik arasındaki farkını göstermek ve günlük yaşamda da nasıl gevşeyebileceğinizi öğretmektedir.Gevşeme egzersizleri ile vücudumuzdaki tüm kaslarımız ( el, omuz, kollar, boyun, alın, kaşlar, gözler, dil ve boğaz, dudak, göğüs, mide, kalça ve bacak) üzerindeki gerginliğin, kendi kontrolümüzle gevşemesi sağlanmaktadır.

Olumlu düşünme becerisini geliştirmek

Bir olayda kaygıyı yükselten olayın kendisinin verici özelliği değil, olayı değerlendiriş biçimimizdir. Çoğunlukla stresi ve sınav kaygısını yaratan doğru ve akılcı olmayan düşünce biçimidir. Olumsuz duygu ve davranışa yol açan düşünce biçimini “ Zihinsel Düzenleme Tekniği” adı verilen bir yöntemle değiştirmek mümkündür. Bu tekniğin öğrenilmesi gerginliği azaltmak ve nispeten olumlu veya bunun mümkün olmadığı durumlarda tarafsız bir duygu geliştirmek üzere düşüncelerin kontrol altında tutulmasını sağlar.

Sınavla ilgili durumlarda kendimizle olumlu bir diyalog kurmamız çok önemlidir. Sınav öncesinde, sırasında ve sonrasında kendimizle ne tür cümleler ile konuştuğunuzu belirleyin. Olumsuz cümleler yerine kendinizi rahatlatacak olumlu cümleler bulmaya çalışın. “ Bu sınavda bildiklerimi unutup, yine birbirine karıştıracağım.” İfadesi yerine “ Sakin olmak, tüm gücümü sınavda iyi kullanmama yarayacak.” şeklinde bir ifade duruma daha gerçekçi bakmamızı sağlayacaktır. Kendimizle olan dialoğumuzda, olumsuz ve kötümser düşünme biçimini yansıtan “ Eğer, üniversiteyi kazanamazsam, tanıdıklarım ne düşünür.” gibi eğer ile başlayan bir cümle kullanıyorsanız bunu şöyle bir cümleyle değiştirebilirsiniz. “ Başkalarının düşüncelerinin üzerimde baskı yaratmasına izin vermemeliyim.”

Eğer, kendi zihninizin ürettiği bu olumsuz düşüncelerin tutsağı olmaktan kurtulursanız, endişelerinizin azaldığını ve artık bedeninizden gelen sinyallerin de eskisi kadar olumsuz yorumlamadığınızı göreceksiniz.

Hayata gülümseyin ki oda size gülsün…


Kaynak : www.metrohaber.com

6/4/2007

ÖĞRENCİ, DERSLERİNDE NASIL BAŞARILI OLUR?

ÖĞRENCİ, DERSLERİNDE NASIL BAŞARILI OLUR?

Milli Prodüktivite Merkezi nin ilköğretim 4, 5 ve 6. sınıfta okuyan 96 öğrenci ile ilgili öğretmenler ve 46 veli üzerinde yaptığı zaman yönetimi konusundaki araştırmaya göre velilerin sıkça tekrarladığı çok çalış cümlesi, başarıyı getirmediği gibi kaygıyı artırıyor. Araştırmada başarıya ulaşmak için zaman kavramının önemine vurgu yapılıyor. Zaman kavramının çocuklarda beş yaşından itibaren gelişmeye başladığına dikkat çekilirken, başarı için neler yapılması gerektiği üzerinde duruluyor. Velilerden çocuklarına güvenmeleri ve onlara zaman ayırmaları istenirken çok çalış baskısının kaygıyı artırmaktan öte rol oynamadığı anlatılıyor. Velilerin hedef belirlemede çocuklara yardımcı olması istenirken öğrencinin motivasyonunu artıran en önemli faktörün ana-baba takdiri olduğu üzerinde duruluyor. Velilere, çocuğunuzu takdir edin uyarısında bulunuluyor. MPM nin araştırmasına göre zamanı verimli kullanmalarını sağlamak için çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren bazı alışkanlıkların kazandırılması gerekiyor.

Öğrenciler neler yapmalı?

* Amaç ve hedeflerinizi belirleyin.

* Plan yapma alışkanlığı kazanın ve önceliklerinizi belirleyin.

* Kişisel gelişime zaman ayırın (kitap okuma alışkanlığı, hobi alışkanlığı vb.).

* Çok çalışmak başarıyı getirmez, planlı çalışarak başarıyı elde edebilirsiniz.

* Düzensiz aralıklarla sadece sınavlarda ders çalışacağınıza, her gün yarım saat ders çalışarak başarıyı elde edebilirsiniz.

* Zamanınızı planlayarak arkadaşlarınıza vakit ayırın.

* Ders sırasında not tutma alışkanlığı edinin.

* Erteleme alışkanlığından vazgeçin.

* Başarılı olacağınız konusunda kendinize güvenin.

4/4/2007

MEB´den liseye kayıtta değişiklik

MEB´den liseye kayıtta değişiklik

Liseye başlayacak öğrencilerin, artık sadece kendi mahallesindeki okula kayıt yaptırması planlanıyor.

 

Milli Eğitim Bakanlığı, uygulamayı İstanbul, Ankara ve İzmir´in de aralarında bulunduğu 16 büyükşehirde başlatacak.

Uygulamanın;

* Okullarda kayıt parasını engellemesi,
* Büyükşehirlerdeki öğrenci servislerini azaltması
* Trafiğe kısmen rahatlama getirmesi bekleniyor.

Buna göre, hangi liseye hangi ilköğretim okulu mezunlarının ve hangi sokakta oturanların kaydolabileceği, Milli Eğitim Müdürlükleri ile okullar tarafından belirlenecek.

Kayıtlar sadece internet üzerinden yapılacağı için öğrenciler gidebileceği lise dışında başka bir okul talebinde bulunamayacak.

Uygulamadan, 250 bin ilköğretim son sınıf öğrencisi etkilenecek.


Haberaktüel

4/4/2007

Liseye Sınavsız Girilemeyecek

Liseye Sınavsız Girilemeyecek
Bakanlık tarafından eğitime yeni getirilen uygulamayla, genel liselere ve meslek liselerine sınavsız girilemeyecek.

OKS´de başarı gösteremeyen öğrencilerin önkoşulsuz kayıt yaptırdığı genel liselerle meslek liselerine, 2008-2009 öğretim yılı sonundan itibaren ´puan esasına göre´ öğrenci alınacak

Ortaöğretim Kurumları Sınavı´nı (OKS) kaldıran ve yerine 6-7-8. sınıfların sonunda Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sistemini getiren Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), anadolu ve fen liselerinin yanı sıra genel liselere ve meslek liselerine de sınavla öğrenci yerleştirecek.
MEB´in gelecek eğitim - öğretim yılından itibaren uygulayacağı ve ilk yerleştirmelerini 2008-2009 öğretim yılı sonunda yapacağı yeni sisteme göre, genel liselerle meslek liselerine gitmek isteyen öğrenciler için puan sıralaması yapılacak. Yeni sisteme göre, SBS´nin yanı sıra öğrencinin ders başarısını gösteren Yılsonu Başarı Puanı (YBP) ile ilgi alanı ve becerilerini belirleyen Yöneltme ve Davranış Puanı (YDP) 6, 7 ve 8. sınıf sonlarında hesaplanacak. Her öğretim yılı sonunda tüm öğrencilerin SBS, YBP ve YDP sonuçlarından oluşan Ortaöğretim Yerleştirme Puanı (OYP) bulunacak. 3 yıllık OYP´ler toplanarak, Genel Ortaöğretime Yerleştirme Puanı (G-OYP) belirlenecek.
Yeni sistemle, tüm ortaöğretim kurumlarına G-OYP´yle merkezi yerleştirme yapılacak, böylece sınavsız giriş yapılacak hiçbir ortaöğretim kurumu kalmayacak.
Resmi ve özel fen, sosyal bilimler, anadolu, anadolu öğretmen, anadolu meslek, anadolu teknik, anadolu imam hatip ve sağlık meslek liselerinde okumak isteyenler bu haziranda yine OKS´ye girecek. Ancak yeni sisteme göre, 2008 - 2009 öğretim yılından itibaren hem OKS´yle girilebilen ortaöğretim kurumlarına hem de genel ve anadolu statüsünde olmayan meslek liselerine öğrenciler ancak puanlarına göre kayıt yaptıracak.
MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan "kazanılan - kazanılmayan okul" ayrımının yeni sistemle ortadan kaldırılacağını belirtti.

3/4/2007

Okulda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Sorunu

"Çocuklarda Davranış Sorunları"ndan 'Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'nun neden olduğu okul yaşamına etkisi' hakkında ailem.com'a bilgi veren Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, "Hareketli olan çocuk sırada oturma, kurallara uyma, dikkatini toplama, düzenli olma, arkadaşları ile iyi ilişkiler kurma,  malzemelerini düzenli getirip götürme, dersi dinleme, ödev yapma, öğretmenle iyi diyaloglar kurma konusunda ciddi sorunlar yaşamaktadır.Bu nedenlerden dolayı zamanla arkadaşları tarafından dışlanmakta, ayrıca yaptıklarından dolayı üzüntü yaşamakta ve bunu  bastırmak için umursamaz davranmaktadır. Arkadaşları tarafından dışlanan çocuk  yalana başvurmakta, arkadaşları ile sık sık kavga etmekte ve kendisi gibi olan çocukları bulup onlarla arkadaş olmakta böylece davranışları daha çok bozulmaktadır" dedi.


Dikkat azlığı olan çocukların ise, kimseyi pek rahatsız etmediklerinden dolayı çevre ile çatışmalarının pek olmadığını ve  fark edilmeyebildiklerini belirten Psikiyatrist Çöpür, "Bu çocukların ders başarıları kapasitelerinin altındadır, dalgındırlar, ders yaparken dikkatleri çabuk dağılır, yazı yazarken harf hece atlayabilirler. Bütün bu nedenlerden dolayı  okulu  sevmeme, okula gitmek istememe,  kendi kendilerine olan saygılarının düşmesi sık görülmektedir dedi.
Tedavi edilebilir mi?
- İlaç tedavisi
- Anne- baba eğitimi
- Aile tedavisi
- Bireysel görüşme
- Grup tedavisi ile sorunun çözümlenebildiğini kaydeden Psikiyatrist Çöpür, tedavilerden hangisinin veya hangilerinin yapılacağına çocuğun yaşı, şikayetlerinin şiddeti, diğer sorunları  ve şartları göz önünde tutularak  karar verildiğini söyledi.
İlaç tedavisi
Bu konuda bir çok ilaç kullanıldığını vurgulayan Psikiyatrist Mazlum Çöpür, "En çok bilinen ve kullanılan ilaç uyarıcı bir madde olan metilfenidat içeren ve eczanelerde ritalin ismiyle satılan ilaçtır. Bu ilaç hiçbir çocuğun zekasını arttırmamaktadır.Bu nedenle zeka sorunu olan veya başka nedenlerden kaynaklanan öğrenme bozuklukları olan çocukların öğrenmesini etkilemez. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bir çocuğa ritalin verildiği zaman yarım saat içinde etkisi başlamakta en fazla  dört beş saat etkili olmaktadır. Bu süre içinde çocuğun  hareketleri azalmakta , sırasında oturabilmekte, dikkati artmakta, dürtülerini daha çok kontrol edebilmektedir.Yerinde oturabilmesi ve dikkatinin artması, daha verimli bir şekilde ders dinlemesini ve çalışmasını sağladığından  başarısı artmaktadır" dedi.
Kullanılan ilaçların etkisi
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, kullanılan ilaçların olumlu etkilerini şöyle sıraladı;
- Dikkati, hareketliliği,dürtülerini kontrol etmesi düzelen çocuklar  isteklerini ertelemeyi, sıralarını beklemeyi, karşılarındaki insanları dinlemeyi, okul kurallarına uymayı diğer çocuklar gibi yapabilmektedirler. Böylece  arkadaşları, öğretmenleri, aile üyeleri ile ilişkileri düzelmektedir. Çevrelerinden olumlu tepkiler almaları hem daha uyumlu olmalarını sağlamakta hemde kendilerini daha mutlu hissetmektedirler. Bu soruna bağlı olarak ailede ortaya çıkan sorunlarda düzelmektedir.
-  DEHB olan çocuklarda çevreden gelen tepkiler, dışlanma ve başarısızlık nedeni ile daha sık olarak depresyon, kaygı bozuklukları ve davranış bozukluğu  görülmektedir. Ritalin  bu sorunların gelişmesinide önlemektedir.
Ritalin'in yan etkileri var mıdır?
- Bazı çocuklarda iştah azalması ve kilo kaybı yapabilir; ancak  çocuğu ileride geleceği boy ve kiloyu etkilemediği belirtilmektedir.
- Geç saatlerde verilirse uykusuzluk yapabilir.
- Bazı çocuklarda tikler ortaya çıkarabilir veya var olan tikleri arttırabilir.
- Nadiren depresyon, psikoz, allerjik  reaksiyonlar, saç dökülmesi görülebilir.
Bütün bu yan etkiler ilacın doktor kontrolünde verilmesi durumunda verilmesi bir sorun yaratmamaktadır.
İlaçlar bağımlılık yapar mı?
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, ilaçların bağımlılık yapmadığına da değinerek, anne ve babalrın zihnindeki soruların yanıtlarını şöyle açıkladı.
- Ritalin doktor kontrolünde kullanılması durumunda  bağımlılık yapmamaktadır.
- Çocuğun gelişimini bozmamaktadır
- Birlikte başka  ilaç kullanılacaksa   ilgili doktora danışmak gerekir.
- Ritalin kısa süre etkili olan bir ilaçtır.Kalıcı etki bırakmamaktadır.
- Ritalin çocukların % 70- 80 ‘nde etkili olmaktadır.
- Belli aralıklarla ilacın kesilip belirtilerin yeniden kontrol edilmesi gerekir.
- Çocukların yaklaşık % 20’ nde ritalin etki etmemektedir.
- Ritalinin etki etmediği veya yan etki nedeni ile kesilmesi durumunda başka ilaçlar kullanılabilir.
- Ritalin yetişkinlerede etki ettiğinden , DEHB belirtileri devam eden yetişkinlerede verilebilir.

26/3/2007

çocuklarda öğrenme güçlüğü

Ülkemizde öğrenme güçlüğü oldukça sık karşılaşılan bir durum. Öğrenme güçlüğü, "Bir çocuğun, zekâsı normal ya da normalin üstünde olmasına rağmen, dinleme, düşünme, anlama, kendini ifade etme, okuma yazma veya matematik becerilerinde yaşıtlarına ve zekâsına oranla düşük başarı gösterme olarak tanımlanıyor.
Neden ileri geliyor?
Uzmanlara göre, bebek, anne karnındayken bazı nöronal (sinir) hücrelerinin uygun yerlere göç ederek yerleşmesi gerekirken, bu süreç bazen eksik kalabiliyor ve bu da öğrenme güçlüğüne neden oluyor. Beynin sağ ve sol yarımküreleri arasında koordinasyon eksik olarak tamamlandığında da, öğrenme güçlüğünün ortaya çıktığını vurgulayan uzmanlar, anne-babalarında ya da kardeşlerinde öğrenme güçlüğü olan çocukların, aynı sorunu yaşama olasılıkları diğer çocuklara oranla % 5-12 daha fazla olduğu belirtiliyor.
Çift yumurta ikizlerinde öğrenme güçlüğü daha fazla
Çift yumurta ikizlerinde öğrenme güçlüğü bulunma ihtimali tek yumurta ikizlerinden daha yüksek olduğunu dile getiren uzmanlar, dil gelişimi ve kullanımı, konuşma, okuma-yazma, matematik becerilerini etkileyen bir sorun olan öğrenme güçlüğünün, bireyin sadece eğitimi ile sınırlı kalmadığını meslek, sosyal ilişkiler, günlük aktiviteler, benlik saygısını da olumsuz yönde etkilediğini bildirdi.
Bu durumu önemseyin
Uzmanlar, ailelerin, çocuklarında öğrenme güçlüğünden şüphelendiklerinde bu sorunu önce öğretmeni ile paylaşmaları, devam ettiği takdirde tanı ve tedavi için çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurmalarını önerdi.

26/3/2007

Çocuk yetiştirmede 23 altın kural

Çocuk yetiştirmede 23 altın kural



Çocuk yetiştirmek aslında her anne babanın kendini eğitmesi anlamına gelir. İyi bir evlat için yanlışlarınızdan vazgeçmeli, azmetmeli ve gayret göstermelisiniz.

1. Aile fertlerinin birbirine karşı sevgi ve saygı duyduğunu çocuklara hissettirmeliyiz.

2. Anne-baba, çocuklarının önünde münakaşa ve kavga etmemelidir. Çocukların bu gibi durumlarda sarf edilmesi muhtemel hakaret içeren sözleri duymaları doğru değildir.

3. Çocukların bazı yanlış sözlerine veya küçük suçlarına hakaret ve alayla karşılık verilmemelidir. Onların da Onurlarının kırılmaması gerektiği unutulmamalıdır.

4. Çocukların da birbirlerine hakaret etmelerine izin verilmemelidir.

5. Ortada çocukların işlediği bir suç varsa, suçlu olan araştırılmalı, sadece suçlu olana ceza verilmelidir.

6. Cezalandırma ve ödüllendirmede âdil olunmalıdır. Bu konuda kardeşler (veya öğrenciler) arasında eşit davranılmalıdır.

7. Çocuklarımıza, yaratılmışları Yaratan’dan dolayı sevmeyi öğretmeli, anlatmalıyız.

8. Onlara büyük muamelesi yapmalı, fakat büyüklerden bekleneni istememeliyiz.

9. Hatalarını sayıp dökmekten ziyade sorumluluklarını hatırlatmak daha az can sıkıcı olur.

10. Çocuğa örnek alacağı şahsiyetler olarak kahramanlık, cesaret, yiğitlik, doğruluk ve mertlik timsali kişileri göstermeliyiz.

11. Sosyal faaliyetlerde bulunmasına imkân sağlanmalı.

12. Spor ve müzik konusunda teşvik etmeliyiz.

13. Başkasının malına göz dikmenin, doğru olmadığını, “hak” kavramının önemini, helal kazancın gerekliliğini iyi anlatmalıyız.

14. Çocuklarımızın her istedikleri yere, kontrolsüz bir şekilde, gitmelerine izin vermemeliyiz. Bulundukları yerleri araştırarak onlarla yakından ilgilenmeli ve (baskıcı bir tutum izlemeden) inisiyatifimizi elden bırakmamalıyız.

15. Çocuklarımızın bütün kusurlarını görüp cezalandırmamalı, bazı ufak kusurlarını görmezlikten gelerek, yanlışını îmâ yoluyla anlatmaya çalışmalıyız. Bilmeyerek veya istemeyerek yaptığı hatadan dolayı cezalandırma yoluna gitmemeli, ikna ederek hatasını düzeltmesini sağlamalıyız.

16. El, yüz, diş, tırnak, elbise, beden ve çevre temizliği konularında onları hassas yetiştirmeliyiz.

17. Çocukları, küçük yaşta öcü, cadı, canavar, gulyabani, hayalet, hortlak gibi hayali ve gerçek dışı şeylerle korkutmamalıyız.

18. Uluorta sorular sorsalar dahi, onların öğrenme meylini kırmadan, anlayabilecekleri şekilde sabırla cevap vermeliyiz.

19. Unutmayın onlar çocuk ve her hareketinizi izleyip, rol model olarak sizin davranışlarınızı kaydediyorlar.

20. Seviyeyi fazla düşürmeden onların sorunlarına bir arkadaş gibi yaklaşmalıyız.

21. Çocuk, iyi bir iş yaptığında övülmeli ve hediyelendirilmeli.

22. Temiz ve tertipli olmada da örnek olmalıyız.

Çocukluğunu yaşamasına, oynamasına müsaade etmeliyiz.

Kaynak: Zaman Gazetesi-Ailem Dergisi

26/3/2007

Çocuğun Okul Başarısında 7 anahtar

Başarıyı artıran yöntemler
* Anne, baba ve çocuk üçlemi, okul ortamıyla birlikte yürütülmeli. Bu düzeneğe çocuğun öğretmeninin de katılması ve sıcak ilişkiler içerisinde olunması yönündeki girişimler başarıyı artıracaktır.
* Çocuklarınızın sorularına cevap verin. Bitmek bilmeyen sorularla sizleri belki usandırırlar, ama bundan çekinmeyin, bu durum soru üretme konumundaki çocuklarınıza uygun cevapları bulmasında yardımcı olur.
* Çocuklarınızı başarılı hale getirmek için onlara sürekli olumsuzluklardan arınmış mesajlar iletmelisiniz. Bunu ortaya koyarken de gerçekçi olduğunuzu sürekli gösterin. ‘Senin aklın ermez, bu işi kesinlikle yapamazsın’, ‘Nerede sen de o akıl ve fikir’, ‘Bu gidişle okuldan da kovulursun’ gibi telkinler yerine, çocuğunuza ‘Çocuğum sen bunu başarabilirsin, sen bu işi yaparsın’ gibi mesajları ulaştırın.
* Okul aile birliği toplantılarını kaçırmamaya özen gösterin.
* Çocuklarınıza, ‘Yaramazlık yapıyorsun, seni öğretmenine söyler, bir güzel dövdürtürüm’ gibi sözler söylemekten kesinlikle sakının. Böyle bir yaklaşım çocuğun hem sizden ve hem de öğretmenden kopmasında önemli bir rol oynayacaktır.
* Çocuğunuzun, sizin onun başarılı olacağına olan inancınızı bilmesi gerekir. Eğer, onun başarılı olamayacağını düşünürseniz, çocuğunuzda bu fikre kolaylıkla kapılabilir ve başarısızlık ortaya çıkar.
* Çocuklarınızın kapasitesinin üzerinde bir hedefi kendiniz için belirlemeyin, bu çocukta kaygı ve endişeye neden olabilir. Bu da başarıyı olumsuz yönde etkiler. Yanlarında kavga edilmeyen huzurlu bir ailenin çocuğunun tüm dikkatini öğrenme noktasına oturtacağı gözlerden kaçmamalı. Aile sorunları ile kafası karışık hale gelen bir çocukta başarının köreldiğini aklınızdan çıkartmayın.

Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

Son Yorumlarım

yorum
slm
karisti
cevap
tahmin
ıımmm bayıldım:)
cevaplar
e harfiyle üç meyve
tabiki
gördüm

Bağlantılarım